Ahmet Büke ile “Varamayan” Üzerine

Sevgili Ahmet Büke’nin son öykü kitabı “Varamayan” vesilesiyle okulumuzun sosyal medya araçlarında yayınlamak üzere geçtiğimiz mart ayında yaptığımız mini e-söyleşiyi kaybolmaması adına kendi blogumda da paylaşmak istedim.

VARAMAYAN KAPAK

Ekim 2019’da yayınlanan “Varamayan” isimli son öykü kitabınız 5 ay gibi kısa sürede 4. baskıyı gördü. Okurların ilgisinden memnun musunuz?

Ahmet Büke: Kısa sürede, pek de tanıtım çalışması olmadan bu baskıya ulaşması beni de şaşırttı. Çok alışık olmadığım bir durum olduğu için “tesadüf” vakası diye değerlendiriyorum. Umarım okuyanlar beğenmiştir.

Bazı öykü ve roman kişileri yıllardır yakınımızda ya da çevremizde bir yerlerde yaşar gibidir. Öykülerinizdeki kahramanlardan yalnızca biri geleceğe kalacak olsa hangisini tercih ederdiniz? 

Ahmet Büke:  Varamayan Ahmet kalsın isterdim. Çünkü Ahmet hep yolda. Yolda olmak yaşamaya devam etmek demek. İyisiyle kötüsüyle hayatın içinde olmak demek.

Öykülerinizde geleneksel kalıpların ötesinde,  yeni ve özgün anlatım teknikleri
kullanıyorsunuz. Peki, hayatınızda da öykülerinizde denediğiniz gibi yenilikten hoşlanan biri misiniz?

Ahmet Büke: Başkaları için sıkıcı sayılabilecek ama benim sevdiğim bir hayatım var: az mekân, az insan, az kitap.

Öykülerinizde sürekli  geriye,  geçmişe dönüşler göze çarpıyor. Bunun belli bir nedeni var mı? Ahmet Büke de geçmişe döner mi sık sık?

Ahmet Büke: Rüyalarımda en çok çocukluğumu görüyorum. Gündelik hayatımda pek düşünmüyorum ama öykü yazmaya oturunca da mutlaka çocukluğumdan bir an ya da karakter oluyor.

Öykülerinizi yazdıktan sonra fikrini merak edip paylaştığınız biri var mı? Kendi öz eleştiri süzgecinizi yeterli buluyor musunuz? 

Ahmet Büke: Yakınımdaki bir iki kişiye mutlaka okutuyorum.

Kendinizi edebiyat dünyasında gerek estetik gerek politik bağlamdaki duruşuyla akraba olarak gördüğünüz yazarlar var mı? Varsa birkaçının ismini bizimle paylaşabilir misiniz? 

Ahmet Büke: Sait Faik ile Orhan Kemal’in çırağı sayarım kendimi. Hep öyle de kalacağım.

Vakit ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz. Sağlıkla kalın. 

Ahmet Büke: Sevgiler.

 

 

 

 

 

 

 

 

Zorunlu Eğitime Hayır!

“Biz çocuklarımız adına herhangi bir hedef belirlemek istemiyoruz.”

“Okul, öğretmenin bağırdığı bir yerdir.”

Okulumuzdaki yüz sekiz öğretmenden yaklaşık yirmisinin dahil olduğu bir okuma grubumuz var. 2017-2018 eğitim-öğretim yılının ortasından başlayarak toplam dört kez buluştuk. Okuduğumuz kitaplar ise şunlar: Ian McEwan-Çocuk Yasası; Imre Kertesz-Kadersizlik;  J. M. Coetzee-Utanç; Catherine Baker-Zorunlu Eğitime Hayır!.

“Hayatı romanlardan okumak” şiarıyla yola çıktık ve son olarak tür değişikliğine gidip eğitim üzerine tartışabileceğimiz bir eser seçtik. Catherine Baker’ın 1985’te Fransa’da yayınlanan kitabı, çocuğunu örgün eğitime dahil etmeyen anarşist bir annenin iç dökümü. Kitabının başında kitabı kızına hitaben yazdığını ve amacının da yıllar sonra daha iyi anlaşılmak olduğunu ifade ediyor. Neticede büyük bir sorumluluk ve risk almış. Bu nedenle çocuğunun hayatını temelden değiştirecek bu kararın hesabını, o daha büyümeden vermeye çalışmış sanki.

zorunlu-egitime-hayir

Kitabın her bölümünde çeşitli eserlere yapılan atıflar, dipnotlarda belirtilmiş olsa da bütünlüklü bir bakış açısı görememek ve ortaya atılan eleştirilerin, sunulan tespitlerin argümansızlığı, çözüm önerilerinin olmayışı beklentimizi boşa çıkarmaya yetti. Oldukça sert ve yargılayıcı bir üslubu vardı. Biz yine de bir anarşistin gözünden kendimize, okuldaki var oluşumuza tekrar eleştirel bir gözle bakmış olduk ve eğitimin, öğretimin “zorunluluğunu” masaya yatırdık. Aslında kitap sohbetlerimizi değerli kılan şeylerin başında, herkesin kendi yaşamından sunduğu somut olay ve durumların beraberce yeniden değerlendirilmesi geliyor bence.

Kitabın son sayfalarında geçen “Kendimize başka bir yaşam kurmadan çocuklarımıza başka bir yaşam veremeyiz.” cümlesi hem ebeveynler için hem de öğretmenler için önemli bir meseleyi yineliyor. İnsanlar her alanda değişimi, başkasının/ başkalarının üzerinde gerçekleştirmeye çalışacakları yerde, kendi hayallerinin peşinden sonuna kadar gidebilse çevrelerine gerekli ilhamı/ katkıyı zaten vermiş olurlar diye düşünüyorum.

Bir sonraki kitabımız Philip Roth’un Sokaktaki Adam‘ı. Bu roman bizi nerelere götürecek bakalım.