Eğitim Vizyonu Belgesi

2023 Eğitim Vizyonu Belgesi (İNDİR)

“İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.” Bertolt Brecht

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, tam 140 sayfalık Eğitim Vizyon Belgesi’nin sunumunu nihayet gerçekleştirdi. Göreve geldiği günden beri hakkında övgüler, efsaneler, şüpheler dile getirildi. Olumlu ve olumsuz ön yargıları besleyecek her türlü görüşe rastlamak mümkündü.  Yine milletçe bir kahraman arayışının heyecanı içerisine girmiştik ve beklentilerimiz hayli yüksekti.

superman

İki yıl, devlet liselerinde ders ücreti karşılığında -yani ücretli- öğretmen olarak çalıştım. Halihazırda ise bir özel lisede çalışıyorum. Bu sayede her ikisinin de çalışma koşullarının öğretmenler açısından ne ifade ettiğini iyi bildiğimi düşünüyorum. Mülakatla alımların başladığı günden itibaren KPSS ile devlet okuluna girme teşebbüsünde dahi bulunmadım.  Mezun olan ve olacak öğretmenler açısından en kritik iki sorun şuydu:

  1. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik uygulamaları.
  2. KPSS’ye ek olarak mülakatla -haksız şekilde- memur alımı yapılması.

Öğretmenler için hayati anlamı olan bu iki sorun çözülmedi, daha kötüsü şu ki bu sorunların çözülmek istendiğine dair bir umut ışığı dahi verilmedi. Ama üç aydır “Kahraman” olarak görülen Ziya Selçuk, liderinin “yüksek himayelerinde” gayet mutlu ve umutlu görünüyordu.

Ders saatleri azalacakmış, müfredat değişecekmiş, dijital dönüşüm yapılacakmış; liyakat, yüksek lisans, terfi ve daha nice dikkatle, ince hesapla seçilmiş sözcük. Öğretmenler arasındaki eşitsizliği ve emek sömürüsünü unutturmaya çalışan 140 sayfa tutarında bir vizyon. Ne de olsa “Öğretmenlik kutsaldır!” değil mi?

Reklamlar

Zorunlu Eğitime Hayır!

“Biz çocuklarımız adına herhangi bir hedef belirlemek istemiyoruz.”

“Okul, öğretmenin bağırdığı bir yerdir.”

Okulumuzdaki yüz sekiz öğretmenden yaklaşık yirmisinin dahil olduğu bir okuma grubumuz var. 2017-2018 eğitim-öğretim yılının ortasından başlayarak toplam dört kez buluştuk. Okuduğumuz kitaplar ise şunlar: Ian McEwan-Çocuk Yasası; Imre Kertesz-Kadersizlik;  J. M. Coetzee-Utanç; Catherine Baker-Zorunlu Eğitime Hayır!.

“Hayatı romanlardan okumak” şiarıyla yola çıktık ve son olarak tür değişikliğine gidip eğitim üzerine tartışabileceğimiz bir eser seçtik. Catherine Baker’ın 1985’te Fransa’da yayınlanan kitabı, çocuğunu örgün eğitime dahil etmeyen anarşist bir annenin iç dökümü. Kitabının başında kitabı kızına hitaben yazdığını ve amacının da yıllar sonra daha iyi anlaşılmak olduğunu ifade ediyor. Neticede büyük bir sorumluluk ve risk almış. Bu nedenle çocuğunun hayatını temelden değiştirecek bu kararın hesabını, o daha büyümeden vermeye çalışmış sanki.

zorunlu-egitime-hayir

Kitabın her bölümünde çeşitli eserlere yapılan atıflar, dipnotlarda belirtilmiş olsa da bütünlüklü bir bakış açısı görememek ve ortaya atılan eleştirilerin, sunulan tespitlerin argümansızlığı, çözüm önerilerinin olmayışı beklentimizi boşa çıkarmaya yetti. Oldukça sert ve yargılayıcı bir üslubu vardı. Biz yine de bir anarşistin gözünden kendimize, okuldaki var oluşumuza tekrar eleştirel bir gözle bakmış olduk ve eğitimin, öğretimin “zorunluluğunu” masaya yatırdık. Aslında kitap sohbetlerimizi değerli kılan şeylerin başında, herkesin kendi yaşamından sunduğu somut olay ve durumların beraberce yeniden değerlendirilmesi geliyor bence.

Kitabın son sayfalarında geçen “Kendimize başka bir yaşam kurmadan çocuklarımıza başka bir yaşam veremeyiz.” cümlesi hem ebeveynler için hem de öğretmenler için önemli bir meseleyi yineliyor. İnsanlar her alanda değişimi, başkasının/ başkalarının üzerinde gerçekleştirmeye çalışacakları yerde, kendi hayallerinin peşinden sonuna kadar gidebilse çevrelerine gerekli ilhamı/ katkıyı zaten vermiş olurlar diye düşünüyorum.

Bir sonraki kitabımız Philip Roth’un Sokaktaki Adam‘ı. Bu roman bizi nerelere götürecek bakalım.

 

Başarılı Mutsuzluklarla Tescilli Karneler

Bir eğitim-öğretim yılının sonunda daha karneleri dağıtırken öğrencilerin mutsuzluklarına şahit olduk. Hem de düşük not alan öğrencilerden bahsetmiyorum. Teşekkür, takdir belgeleri almış; ortalamaları yüz üzerinden 80’leri geçmiş çocuklar. Apaçık görülüyor ilkokuldan itibaren notlarla kurulan ilişkilerin ve değer dünyalarının iflası. Herkeste aynı “boşluk” ve “arayış”ı barındıran bakışlar. Sonra ne olacak?

Aslında sorular hep aynı. Ben kimim? Bundan sonra ne yapacağım? Ben ne olacağım? Her gün okulla ve ödevlerle gasp edilen zaman dilimleriyle şimdi çaresizce baş başayken ne yapabilirim? Şimdiye kadar hiç boş vakti kalmadığı için tatilde ne yapacağını, vaktini nasıl ve neyle geçireceğini bilemeyen çocuklarımız…  Çünkü onlara hiç kendi kendileriyle kalmayı öğretemedik. Hiç “boş” kalmasınlar istedik. Birer aktivite canavarına dönüştürdük onları. “tek avuntum sıkıntımın insanlaşmasıdır” dediğince şairin, insanlaşan sıkıntının getireceklerini, güzelliklerini anlatmadık hiçbirine. Bundan ve daha nice sebepten ötürü öğretmenler ve veliler olarak biz suçluyuz elbet. “Sınırsız ve sınıfsız bir dünya” dinleyenlerimizin bile sınırlarının notlarla çizildiği sınıflarda otoritelerinin keyfini sürdüğünü görüyoruz.

blog

Dünyalarının somut gerçekliklerini bilmeye ve bunlara yanıt vermeye teşvik edilmek yerine, bilgi yığınını kaydedip tasnif etmeye mahkum edilen “bankacı” eğitim modelinin köleleri öğrenciler, başarılı mutsuzluklarla tescilli karnelerden fazlasına sahip olamıyorlar, olamazlar (bkz. Ezilenlerin Pedagojisi, Paulo Freire). Oysaki Ahmet Kutsi Tecer’in “Okul Dışı” şiirinde anlattığı okulu olmayan değerlerin ve güzelliklerin kaçını çocuklarımıza kazandırabiliyoruz diye durup düşünmeliyiz. Gökyüzündeki bir bulut parçasına, yolumuzun üstündeki ağacın birine tutkunluğun bilgisini aktaramadığımız öğrencilerimizi, derslerden aldıkları o çok yüksek notlar hiçbir zaman mutlu etmeyecek. Dünyayı değiştirecek aşkın, inancın, umudun yani karnelerde yazmayan nice şeyin ardından öğrencilerini de peşine takarak giden öğretmenlere ihtiyacımız var.

Puanların dünyasında “bilgeliği aramak” mümkün mü?

2017-2018 eğitim-öğretim yılının ilk dönemini geride bıraktık. İki haftadır öğrencilerin amansız bir puan ve ortalama hesabına, bunun neticesinde de takdir yahut teşekkür belgesi alıp alamayacaklarına dair telaşlı sayıklamalarına şahit oluyorum. Özellikle geride kalan bir dönemin muhasebesini yapmaya yönelik sorular sorma fırsatını bulduğum son hafta, aldığım cevapların hiçbirinde eğitimin amacına ve özüne yaraşır verilere rastlamadım. Öğrenciler edebiyatın, kimyanın, matematiğin yaşamlarına yaptığı katkıdan bahsedecekleri yerde, ailelerinin ve arkadaş çevrelerinin belirlediği puan kriterlerine göre mutluluk-mutsuzluk, başarı-başarısızlık hesaplarına giriştiler. En nihayetinde sınavları atlatmışlardı ve notlar da kesinleştiğine göre okulda fazladan bir saniye bile kalmak anlamsızdı.

Her dönem sonunda şahit olduğumuz bu manzara, içinden çıkılmaz bir kısırdöngünün faturası olarak önümüzde duruyor. Peki, Montaigne (1533-1592)’in 400 yılı aşkın bir süre önce “…kırbaç zoruyla bilim dolu bir çanta taşıtıyorlar onlara…” dediği yerde miyiz hâlâ? Epeydir çeşitli sosyal medya hesaplarında İsviçreli yazar Alain de Botton (d. 1969-)’un, Felsefenin Tesellisi adlı kitabında Montaigne’den yaptığı bir alıntıya rastlıyorum. Şöyle demiş deneme üstadı:

 “Eğitim sistemimizin saçmalığına geri gelmek isterim: Bu sistemin amacı bizi iyi ve bilge biri haline getirmek değil; bilgili bir insan yapmaktı. Bunu başardığını da söyleyebilirim. Okullarda bize erdemi aramayı ya da bilgeliği kucaklamayı değil ancak bu sözcüklerin türemiş hallerini ve köklerini öğrettiler… Hemen şu soruları soruyoruz, ‘Yunanca ya da Latince biliyor mu?’, ‘Şiir ya da düzyazı yazabilir mi?’ Ama asıl önemli soruyu sormak en son aklımıza geliyor: ‘Daha iyi bir insan, daha bilge biri oldu mu?’ Oysa kimin daha çok şeyden anladığını değil kimin daha iyi anladığını merak etmeliyiz. Biz yalnızca belleğimizi doldurmakla uğraşıyor, kavramayı, doğruyu yanlıştan ayırt etme becerisini kazanmayı o kadar da önemsemiyoruz.”

wisdom-book1

 Aradan geçen yüzyıllara rağmen eğitim sisteminin amacı, hâlâ öğrenciyi bilge biri haline getirmek değil. Velilerin beklentileri de çoğunlukla sosyal normlara ve eğitim sisteminin buyruklarına angaje olmuş durumda.  Peki, puanların dünyasında “bilgeliği aramak” mümkün mü? İçerisinde sürekli kendi mutsuzlarını ve başarısızlarını (!) üreten bu eğitim sisteminde değişim nereden başlamalı? Ben, bu tabloda var olanı değiştirmeye en yakın kişinin, geriye kalan tek sacayağı olan öğretmen olduğunu düşünüyorum. Bizler öğretmen olarak, Dr. Ken Robinson’un, “Yaratıcı Öğrenciler” kitabında “merak, yaratıcılık, eleştiri, iletişim, işbirliği, merhamet, dürüstlük, vatandaşlık” olarak sıraladığı sekiz yetkinliği, derslerimizde öğrencilere kazandırmanın yol ve yöntemlerini bularak işe başlamalıyız. Aksi takdirde, hiçbir yüksek puanın öğrenciyi hayata hazırlamadığına, üzüntü verici tecrübelerle toplum olarak tekrar tekrar şahit olacağız.

Ali Esen

 

“Bir elin sesi var” mı?

Malay dilinde “karşılıksız aşk” demek olduğunu Burgess’ın romanı sayesinde öğrendiğim “Bir elin sesi var.” sözü bize “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” atasözünü hatırlatıverir. Anlam ilgisi bulunmayan bu sözlerden biri, bize yardımlaşmanın önemini vurgularken diğeriyse eşlik beklentisinin aldatıcılığını ve insanın tek başınalığını anlatır.

Peki, eğitim üzerine yazılar paylaşmak için açtığım bu bloga neden bu adı seçtim? Fazla uzatmadan cevap vereyim. Eğitim, yalnızca ülkemizde yüz binlerce öğretmen, milyonlarca öğrenci ve velinin içerisinde yer aldığı dev bir organizasyon. Fakat sürekli değişimlere gebe olan bu karmaşık yapının içerisinde, her öğretmen kendini zaman zaman yalnız hissediyordur. Bu sözü duyar duymaz öğretmenlerin icra ettiği mesleğin hem “karşılıksız aşk” hem de bir nevi “tek elle ses çıkartmak” kadar hayalperest ve delice bir çaba ihtiva ettiğini düşündüm. Öğretmenlerin aldığı maaş veya içinde bulundukları camianın kalabalık oluşu kanımca bu yalnızlığı ve donkişotvari çabayı göz ardı etmemize asla neden olamaz, olmamalı.

Bu blog, meslek hayatımda elimden geldiğince “bir elin de sesi olabileceğini” cevaplardan çok, soruları çoğaltarak gösterebilmeyi umduğum bir mecra olacak.

Herkese merhaba!

6